Biliyor musunuz, hayatta beynimiz olmasa sanırsam hiçbir şeyin değeri olmazdı. Kendimizin bile! Yani beynimizin herhangi bir şeye verdiği ‘anlam’ kadarız sadece. 'Öz'de ise hiçbir değeri yoktur o şeyin! Çünkü bizim ‘anlam’ımızdır o, bize göredir ve bizizdir. Biz yüceleştirir, biz küçültürüz.
Anlamlar farklıdır. Bazı anlamlar çok geneldir. Mesela kitap! Kitap denildiği zaman aklımıza genelde hep aynı şey gelir. Sayfalardan oluşan, içinde yazılar olan, kapağı, yayıncısı, sayfa numaraları ve yazarı olan bir nesne. Genelde herkes bu gibi tarifler yapar. Bu gibi örnekleri de çoğaltmak mümkün; bilgisayar, sinema, kalem, sokak, ufuk çizgisi, v.b. gibi. Hepsi bize daha önceden öğretilen ‘genel’ kavramlardır. Ve genellikle de bu kavramları kabul eder, hayatımızı buna göre kurarız. Bir müddet sonra araba kullanmak gibi olur bu süreç. Otomatikleşir yani. Ne zaman, ne söylemeniz gerektiğini bilir, ardında bir şey aramayız. Beynimiz ne anlaması gerektiğini bilir, zorlanmaz. Artık size 'kitap' dendiğinizde zihniniz ne yapması gerektiğini biliyordur.
Gelin görün ki bir de diğer bir anlam durumu var. Ruhumuzu etkileyen kavramlar var. Bu etki öyle derindir ki ‘anlam’ sadece sizin ile ilgilidir. Yani karşınıza Hz.Mevlana gelse ve size dese ki; bu kavramın tarifi budur, sizdeki etkisini çoğunlukla değiştiremez. O an belki inanırsınız ama daha sonra hayatın içinde karşılaştığınız bir olay o inandığınız kavramı değiştirir, yepyeni bir anlam katarsınız. Bu bazen çok güzeldir bazen de çok üzücü.
Bunların en büyüğü ‘aşk’ olsa gerek. Kimine göre ‘aşk’ tutkulu güzel bir duygu, insanı bir kuş misali alıp Everest’in zirvesine uçurur; kimine göreyse acı bir tecrübedir, yerin yedi kat dibine indirir. Bir kalp ağrısı ve ruhu sıkıştıran bir deneyimdir. Yani bir ‘kitap’ tanımı gibi değil 'aşk' ın tanımı...
Peki, neden bu durum böyle? Neden bir ‘kitap’ tarifi gibi sade ve genel değil ‘aşk’ ın tanımı?
İşte bu soru sormaya başladığınızda aydınlanma süreciniz başlar. İçsel bir yolculuk oluşur önünüzde. Gerçekten bu soruyu kendinize sorduğunuzda içinizdeki açılmayan kapıları açmaya başlarsınız. Nedenle birlikte nasıl diye de sorarsanız kendinize şaşırıp kalırsınız olacaklara. Yani nasıl oluyor da ‘kitap’ ve ‘aşk’ kavramlarında birisini sıradan kabul ederken diğerini her an değişken hissediyoruz?
Bunun sebebi elbette ki olaylara bakış açımız ve bir olaya bakarken ki yüklediğimiz anlamlar. O ana kadar ki edindiğiniz tüm deneyimleriniz olaylara anlamlar katıyor. Ve aslına bakarsanız neyi istiyorsak da onu yaşıyoruz hayatta. Beklentilerimizle de birlikte anlamlar katlanıyor. Beklenti çoğu zaman yoldan çıkarıyor bizi, sapıtıyoruz!
Pekiiiiiiiiiiii, bu anlamları değiştirebilir miyiz? Elbette değiştirebiliriz. Bunu deneyimleyen birisi olarak balçık gibi kendime yapışmış birçok kavramı temizledim hayatımdan. Zor mu oldu? Kolay olmadı diyebilirim ve hala bu yolculuktayım ama bu yolculuğa çıktığınızda bir müddet sonra göreceksiniz ki artık yolcu değil arabayı kullanan kişi olacaksınız. Kontrol sizde olmaya başlayacak ki bu sadece bir başlangıç!
Yapmamız gereken tek şey ‘inanç sisteminizi’ sorgulamanız ve yeniden tasarlamanız (bu adam delirmiş gibi bakmayın ekrana:) Size 'sır' veriyorum. Kimselere de demeyin sakın!). İnanç sisteminiz sizi siz yapan her şeydir! Aslında bu 'her şey'ler, 'kavramlar dünyası'ndan ibarettir. İşte bunu didiklemeye doğru şekilde başlar, kavramlar ve anlamlar üzerine değil de daha yüce bir bakış açısı ile olaylara bakarsınız bambaşka bir Dünya'da bulursunuz kendinizi. Bunu da ancak iç sesinizi dinleyerek öğrenebilirsiniz. Ama bu, öyle derin bir dinleme olmalı ki tüm benliklerden kurtulmalısınız. Zor değil bunu yapmak sadece istemek yeterli.
Kendi özünüze döndüğünüzde işte orada gerçekten size ait olan ‘aşk’ kavramının varlığını hissedersiniz. Arındırılmış, hiçbir anlam yüklenmemiş ve tertemiz. Öyle camdan falan da değil. Sapasağlam sarsılmaz bir şekilde bulursunuz. O zaman tekrardan inanmaya başlarsanız aşka! Aşkın gücüne. Bilirsiniz ki sevgiler aşkın nehrinde buluşur ve sevişirler.
Aşk'ın aslında hiç de size öğretilen ve yaşadığınız gibi bir kavram olmadığını anladığınızda ne yapacaksınız merak ediyorum :) Yani tıpkı ‘kitap’ kavramı gibi sade ve öz bir kavram olduğunu gördüğünüzde ne düşüneceğinizi bir düşünün. Şaşıracaksınız. Bugüne kadar size öğretilen öğretileri terkettiğinizde içiniz huzur ve güven ile dolduğunu göreceksiniz. O zaman sevgiye, sevgiliye daha yoğun hasret duymaya başlarsınız. Hele de sizin gibi birisini bulduğunuzda aşkın nehrine yolculuk başlar.
Bu özü bulmanızın en güzel yanı ise bundan sonra hayatınızda hiç kimse size zarar veremeyecek ve o kavramın anlamını değiştiremeyecek olması. Elbette üzüleceksiniz, hayal kırıklığına uğrayacaksınız ama artık karşınızdakine üzüntü duyacaksınız! Size zarar veremeyecek hiç kimse. Bu yolculukta bunun gibi tonla kavramların özünü bulup o özde onlar ile vakit geçirmenize vesile olacak. Her birine şaşkın şaşkın bakıp ben ne anlamlar yüklemişim diyeceksiniz. İşte o vakit yepyeni bir 'yaradılış anı' yaşayacaksınız. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Yaşadığınız ve gelişen olayları hayret ile de izleyeceksiniz.
Bu özü bulmanızın en güzel yanı ise bundan sonra hayatınızda hiç kimse size zarar veremeyecek ve o kavramın anlamını değiştiremeyecek olması. Elbette üzüleceksiniz, hayal kırıklığına uğrayacaksınız ama artık karşınızdakine üzüntü duyacaksınız! Size zarar veremeyecek hiç kimse. Bu yolculukta bunun gibi tonla kavramların özünü bulup o özde onlar ile vakit geçirmenize vesile olacak. Her birine şaşkın şaşkın bakıp ben ne anlamlar yüklemişim diyeceksiniz. İşte o vakit yepyeni bir 'yaradılış anı' yaşayacaksınız. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Yaşadığınız ve gelişen olayları hayret ile de izleyeceksiniz.
İmkansız gibi mi geliyor? Yoksa çok mu zor? Ne dersiniz?
İmkansız gibi geliyor ise 'imkansız' dır. Zor olduğuna inanıyorsanız 'zor'dur. Unutmayın sınırları yaratan sizlersiniz. Buna ben değil Tanrı'da bir şey yapamaz! Bana sorarsanız imkansız diye bir şey yoktur. İmkansız sizin yarattığınız ve sizi sınırlandırdığınız bir anlamdır. Her şey mümkün.. İnanın..
Madem aşk'a yoğunca değindik size 1998 yapımı ‘Yan Odadaki Melodiler’ (Music From Another Room) filminden bir sahne anlatıp yazıma son vereceğim. Filmin bir sahnesinde daha önce hiç aşık olmamış kör bir kıza genç adam aşkın nasıl bir şey olduğunu anlatıyor:
“Yan odadan gelen bir melodi gibidir aşk… Melodiyi duyarsın ve farkına varmadan sen de mırıldanmaya başlarsın. Sonra araya dışarıdan geçen bir trenin sesi karışır, yan odadaki melodiyi duymaz olursun ama söylemeye devam edersin. Orada o melodinin çalmakta olduğunu bilir, kendi kendine söylersin… Sonra etraf yine sessizleşir, yan odadan gelen melodiyi yine duyarsın. Ve melodi ile aynı yerde olduğunu bulursun kendini. Aşk işte budur. Yan odadan gelen melodiye eşlik etmek ve onu duymasan bile çalmakta olduğunu bilmektir…”
Sevgiler Gününüz kutlu olsun!
ESK














































