1 Şubat 2012 Çarşamba

Olgunlaşmaya 'bir adım' daha..


Beni tanıyanlar birazcık bilirler. Çokça dinler az ama ağır laf ederim! Beylik lafları da kondururum, bilmiş bilmiş!! Her zaman da şunu derim: “Tüm gücünüz içinizde! Başka yerde aramayın! Hepsi sadece zaman kaybı olacaktır...”

Her ne kadar çok yüksek bir inançla bunu söylesem de bazen bu olmuyor. Biliyorum. Bunu kabul de ediyorum. Bu biraz “tekâmül” ile ilgili bir konu. O noktaya gelene kadar bir “ışık” arayacağız. Lakin yineliyorum o ışığı eninde sonunda içimizde göreceğiz ama biz dışarılarda aramaya devam edeceğiz. Bu bir çelişki! 

Bu yüzden sizleri anlıyorum.. Ve ben de iki gündür böyle bir süreçte idim. Bazı günler sizin değildir ya! İşte bu iki gün böyle bir gündü ya da böyle görmek istemiştim! Seçimimi yapmıştım... Dondurucu soğukta belkide bu ışığı bulabilmek için sebepsizce dışarı çıkmak istedim. Şişli’den Taksim’e yürümeyi düşündüm nereye gideceğimi bilmeden. Yürürken tipi şeklinde yağan karda ne kadar fazlaca yere baktığımı fark ettim. Soğuktan ve kardan korunmak için yere bakma işi beni resmen yalnızlaştırmıştı. Anında doğruldum! İşte o zaman ağaç dallarında biriken karları, kartopu oynayan mahallenin çocuklarını, köpeğine kazak giydirip dışarı çıkan bir hayvanseveri, kar temizliği yapan iyi kalpli bakkalımızın varlığını hissettim. Yani teklik duygusu gitmiş bütünlük duygusu gelmişti ama bunu bir “ışık” olarak göremedim veya görmek istemedim. Sadece yüzümü biraz yukarı kaldırarak ne çok farkındalık yaşadığımı daha sonra anlayacaktım.

Sonrası Taksim.. Beyoğlu.. Sokak simitçisinden alınan bir simit ile Tünel’e doğru ilerleme çabası.. İnsanların koşuşturmaları ve benim ağır ağır yürümem. İnsanlar o koşuşturmayı yaparken saniyeler sanki benim için daha ağır geçiyor gibiydi.. Onlar ile aynı zaman diliminde olmadığımdan emindim. Sonra Tünel’den aşağıya inerken daha önce hiç gitmediğimi fark ettiğim Galata Kulesi sağımda tüm endamı ile duruyordu. Tepesine şöyle bir baktım! “yok canım” dedim.. “bu karda ve deli gibi soğukta hem de rüzgarda..” bunu derken vücudum yönelip Galata Kulesi’ne ilerlemişti bile! “Peki, ben istemezken oraya beni yönelten ben kimdi?”.. sanırsam bu duyguyu biliyordum!

Yerli Martı Kardeş
Ve tahmin edeceğiniz gibi beş dakika sonra Galata Kulesi’nin en tepesindeydim. 

Müthiş bir rüzgar, soğuk ile bir olmuş  iliklerinize kadar sizi hissettiriyordu. Sanırsam Türk olarak bir tek ben vardım orada. Herkes turist! "Şu koskoca İstanbul’da buranın yerlileri bu havada niye  gelsin ki? Allah'ın günü mü yok! " derken bir martı geldi ve inanılmaz bir şekilde bir metre yanımdaki taş duvara kondu ve oradan gitmedi! Bütün herkes başına toplanmış deli gibi fotoğraf çekiyordu. Bir ara göz göze geldik ve “ben de buranın yerlisiyim” der gibi baktı bana. Gözümden yaş süzülürken bunu yaşatan, duygulanmam değil soğuktan sersem olan gözüm ve vücudumun tepkisi olduğunu anladım ya da ben öyle hissettim! Ve baya bir fotoğraf çekiminden sonra vedalaştık yerli martı kardeş ile… 

Tam içeriye geçecekken birden bire bir şey oldu! Gökyüzünün sadece güneş olan kısmı aniden belirdi ve deli gibi ısıtmaya başladı! Hani güneş kar topluyor derler ya! Sadece on dakikalığına bulutlar ile güneş bir anlaşma yapmış, bulutlar güneşin önünü açmış ve güneş, o kar ve tipi esnasında tüm güzelliği ile parıl parıl parlıyordu. Yanımda martı kardeş, gökyüzünde güneş sanki herkes birbirinin eş'i gibi birlik halinde idi. Öylece kalakalmış gökyüzünü izlerken sanırsam o anı fotoğraflamak en büyük keyfim oldu. İşte size O an! Hem de blog sayfasını taşarak karşınızda :)

Galata Kulesi'nden bakıldığında Eminönü, Sarayburnu istikameti

Taksim'in vazgeçilmezi: Tramvay
Sonra Tünel'den Taksim'e geri istikamette yürümeye koyulurken "madem bu kadar dondum, biraz daha donayım ve şu tramvay’ı fotoğraflayayım" dedim! Tipi şeklinde yağan kar ve donan ellerim ile beş altı dakikalık bekleme sanki beş altı saat gibi geldi. Lakin güzel bir kızı bekler gibi bekliyor hissine kapıldım ve bu duygu hoşuma gitmişti. Çok geçmeden de beyaz bürümüş her taraftan salınarak kırmızı eteği ile gelen güzel bir İstanbul hanımefendisi gibi geldi. O an'larıda kareye sığdırdıktan sonram makinem ve donmuş ellerim ile otobüse attım kendimi ve oradan da istikamet doğruca evime oldu! 

Tanrının en güzel yeri! Sıcacık bir ev! Her defa olduğu gibi yine şükrettim! Yine bir farkındalık anı idi!


Biraz daha iyiydim ama onca mucizeden sonra hala o ışığı bulamadığıma inanıyordum. Sonra facebook da gezinirken beklediğim mesaj o zaman geldi. Mesaj şu an eğitim aldığım Livcon’un CEO’su Metin Çınaroğlu’nun bir gününü anlatmasının içinde gizli idi. Ayrılmış puzzle'lar birleşti o anda. Sanki Metin bey'in yazısının öğütler kısmının bazı vurguları resmen bana yazılmıştı. Resmen irkilmiştim! İtiraf ediyorum bütün yaşadıklarımın en etkileyici anı idi. Beni anlatıyordu bu yazı!  Yaşadığım duygu tam anlamı ile bunlar idi. Sanki Metin bey kendini anlatacakken yanlışlıkla beni anlatmıştı! Hem de bu gün! Tam zamanında.. Ve işte o sıra patır patır sokaktaki iyi kalpli bakkalımız, kartopu oynayan çocuklar, ağaç dallarındaki karlar, yerli martı kardeş, güneşin yüzü, koşuşturan insanlar, tramvay'ın güzelliği,... ve daha nicesi sıralandı gözümde. Puzzle birleşmişti!


Ve böylelikle aslında tüm mesajlar gün içinde verildiğinin de işte o an farkına vardım.


Bugün 1 Şubat 2012! Bu farkındalık ile sizlere güzel bir gün ve ay diliyorum hatta bu yazıyı ne zaman okursanız o günün farkındalığı ile sizi selamlıyorum.



Şimdi puzzle ı birleştiren öğütlerlere gelelim. Sayın Metin Çınaroğlu’nun yazısının bir bölümü;


Sıkıştığınızda neler yapmalısınız? 

1. Duygu ve düşünce olarak nerede olduğunun farkına var. Bulunduğun yere nasıl geldiğini bir düşün. Bu süreçten bir şeyler öğreniyor musun; yoksa aynı çaresizliği tekrar tekrar yaşayıp duruyor musun? Aynı şeyleri yaparak farklı sonuçlar alamayacağını sanırım biliyorsun. Bugüne kadar yaptıkların ancak seni bugüne kadar elde ettiklerine götürecektir. Modelini değiştir. 

2. Yaşamının hedeflerinin getirdiği sorumlulukları kabul et. Seni istediğin yere götürecek tek kişinin SEN olduğunu bil! Kendine şunu söyle; '' Bu duruma kendimi ben soktum ve bundan kendimi BEN çıkarabilirim, kurban rolünden çıkıyorum!''

3. Bu değişim süreci ile ilgili karşılaşacağın her türlü zorluğu yenmeye motive olacağına ve sabırlı davranacağına karşı söz ver. 

4. Eğer bir planın varsa, hemen eyleme geç, yoksa hemen bir plan oluştur. 

5. Sıkıştığın her seferinde, mutlaka her hangi bir şey yap. Ne olduğu önemli değil, seni küçücük bir adım ileri iten herhangi bir şey yapman bile fark yaratacaktır. 

6. Birilerine yardım et. Eğer kendinle ilgili bu kadar üzülecek zaman bulabiiyorsan, ihtiyacı olan birini bul ve ona yardım ederek kendini birazcık unut. Ne verirsen orada sana da bir şeyler çıkacaktır, merak etme. 

7. Duygularının kontrolünü eline al. Ne düşündüğüne dikkat et. Negatif düşüncelerden uzak dur. Negatif insanlardan uzak dur. İki negatif insan tanıyorsan; birbirlerine tanıştır ve kaç! 

8. Pozitif beklentiler yarat. Beklenti isteklerden daha güçlüdür. Yaşamının daha iyi gideceği ile ilgili pozitif beklentiler yarat. Evreni olumlu etkile ki sana olumlu şeyler dönsün. 

9. Geçmişi yeniden çerçevele. Geçmiş şimdinin paralelinde giden bir gelecek olduğundan, geçmişiniz sürekli geleceğinizi etkiler. Nasıl yani? Şöyle: Eğer şu anda geçmişteki bir olayı düşünüp negatif etkileniyorsanız ve bu etkiden dolayı gelecekte size etki edecek bir şeyi yapıyor ya da yapmıyorsanız geçmişiniz şimdinin yanında devam eden bir gelecek halini alır. Geçmişe bakışın kendini kötü hissettiriyorsa bu geleceğini de mahvediyor demektir. İnsanların çoğu geçmişte yaptıklarından aldıkları sonuçlar yetmiyormuş gibi geçmişteki negatif deneyimlerini sürekli şimdiye taşırlar ve şimdiyi ve geleceğin enerjisini düşürürler. Bir negatif şeyi bir kere yaşarlar ve beş bin kere deneyimlerler. Geçmişini düşündüğünde aldığın derslerin, öğrendiklerinin ya da olumsuz deneyimlerinin seni ne kadar motive ettiğini düşün. Böylece şimdinin paralelinde ki geçmiş seni geleceğe olumlu taşısın.



ESK


Fotoğraflar Nikon D300 ile çekilmiştir.. Ticari olmamak koşulu ile izinsiz kullanabilirsiniz :) Memnun olurum..

5 yorum:

  1. Reiki'nin, hatta aslında reiki ile sınırlandırmamak da lazım, Evren'in en önemli kuralı ilettiğin "düş"üncelerin, dönüp seni bulmasıdır.
    Mevlana'nın dediği gibi "Neyi arıyorsan sen o'sundur." Zulmün peşindeysen zalim,
    aşkı arıyorsan aşık..
    Bunu kişi olarak algılamamak lazım sanırım. Neyi evrene yollarsak, o geri geliyor. Bumerang gibi..

    Çok keyifle okuyorum, fotoğraflar da bir o kadar harika.
    Günün farkındalığı ile selamlıyorum..

    YanıtlaSil
  2. merhaba

    yazın inanılmaz güzel geldi. Bende şu ara benzer bir durum yaşıyorum oldukça ilham vericiydi

    kalemine sağlık ve teşekkürler

    Filiz

    YanıtlaSil
  3. Erol'cum yazın çok güzel. Paylaştığın için teşekkürler. Devamını sabırsızlıkla bekleyeceğim.

    Sevgiler,
    Defne

    YanıtlaSil
  4. Yerinde olmak mı, yerine koymakmı?
    Biri özenti diğer empati.
    Biz empati yapıyor ve yerinde olmayı seçiyoruz.
    Kalemine ve yüreğine sağlık Erol.

    Sinan.

    YanıtlaSil
  5. Cok guzel bir yazi olmus, yuregine saglik. Farkındalık anları gercekten cok onemli ve artısını gormek de bir o kadar guzel..

    Ozen

    YanıtlaSil