16 Mart 2012 Cuma

Yaşam'ın Anlamı

Sizlere basit bir takım sorular soracağım. Bu soruları kendinize hızlıca sorduğunuzda, beyniniz rahatsız olmayacak, çok kolay anlayacak ve muhtemelen ‘bu soruları cevaplamak kolay, ne var ki bunda’ diyeceksiniz. Bu cevabı size ilk ‘bilinçdışınız’ verecek, sonra sorular bilincinize ulaşacak ve yanıtlar zorlaşmaya başlayacak ve muhtemelen de ‘cevaplamak o kadar da kolay değilmiş’ diyeceksiniz.
- Yaşam nedir?
- Yaşamı oluşturan unsurlar nelerdir?
- Yaşamda asıl önemli olan nedir?
- Yaşamı ne için yaşarsınız?
- Yaşamda neden varsınız?
- Yaşamı nasıl yaşamayı tercih edersiniz?
- Bir daha yaşamı başa sarsaydık neleri farklı yapardınız?
- Yaşam sizin ne ifade ediyor?
...
Bunların çözümlemesini yapmak size kalmış. Ben büyücü değilim. Benim amacım biraz farklı. Birazcık bakış açınızı zenginleştirmek. Sadece şunu bilmenizi istiyorum bilinçaltının cevapları ile bilincin cevapları çok farklı olabilir. Bu fark, sizin yaşantınız ile doğru orantılıdır. Yaşantınız ise, olaylara bakış açınız, olayları yorumlayış biçiminiz, IQ’nuz, EQ’nuz, atalarınızdan size aktarılan genetik aktarım, ruhunuz beslendiği kaynaklar, çevresel faktörler, aileniz, dostlarınız v.b. gibi durumların bütünüdür.
Peki, bütün bunların özünde ne var?
Bu sorunun yanıtı basit, hayata yüklediğimiz anlamlar özü oluşturuyor. Bazı kavramlar düşünün, huzur gibi, sevgi gibi, aşk gibi, öfke gibi, eğlence gibi, macera gibi,… Bu kavramların hepsi herkes için çok farklı anlamlar içerebilir. Sevgi kimisine göre sevilmektir mesela, kimisine göre sevmektir. Kimileri ise 'her ikiside' diyebilir. Çünkü bir kavrama verdiğimiz anlam duyular yolu ile bize gelen veriler işlendiğinde oluşuyor. Genellikle de değişiyor. Ve hatta sürekli değişebiliyor. Bu yüzden genellikle üç yıl önceki siz ile şimdiki siz aynı değilsinizdir. Aynı olan var mıdır? Mümkün elbette.. Kendini farklılaştırma bilinci olmayan kişilerde sabit bir durum söz konusu olur. Bakış açısını geliştirmezseniz aynı düşünce kalıbında yaşarsınız.
Sır aslında çok açık: düşünce kalıpları
Aslına bakarsanız sır çok açık. Olaylara yüklediğiniz anlamlar sizi değiştirir. Oysaki gerçek bir tanedir ama herkeste farklı yorumlanıyor. Çünkü deneyimleriniz ile gelen kalıpları olaylara yükleriz. Bu bizim tüm yaşamımızı etkileyen bir süreçtir. Geleceğimizi şekillendiren her şey bunlarda yatar!
Peki, ne yapmalı?
Öncelikle olaylara yüklediğiniz anlamların farkına varmalıyız. Yüklediğiniz anlamlar eylemlerinizi etkilediği için o anlamlardaki değişiklikler ise eylemlerinizin (yaşamanızın) yönünü değiştirecektir.

Gelin gerçekliğinizi değiştirelim.
Bırakın yaşamın zenginliklerini görme biçimleriniz tekâmül sürecine girsin ve bu süreçte kendinizi farklı bir şekilde yenileyin. Yaşamın size sundukları aslında sizin yaşama yüklediğiniz anlamlardan ibaret olduğunun farkına varın. Bu farkındalık ile anlamlarınızda oynama yapın.
Mesela geçmişte bir ilişkiniz size ‘utanç‘ veriyorsa ve sürekli “neden bu hatayı yaptım, niye bu kadar düşüncesizce, aptalca davrandım” diyorsanız; şu an itibari ile bu geçmişin anlamlarını fark edin: Utanma, hata, düşüncesizlik, aptallık sizin kalıplarınız olmuş.  
Gelin bu gerçekliği değiştirelim. Bugünden itibaren bu geçmiş ilişkiyi sizi olgunlaştıran ve bu farkındalığı yaşatan bir deneyim olarak anlamlandıralım. Daha iyi bir ilişki için yaşanmış ve bitmiş bir yaşantı olarak görelim. Eğer bu yaşantı olmasa idi daha güzele gidemeyeceğinizi bir düşünün… Her olayın bir sebebi olduğunun farkına varın. Bunu yaşamanın da bir sebebi olmalı deyin ve geçmişi bütünü ile kabul edin.
Değiştireceğiniz yeni kelime anlamları; olgunlaşma, farkındalık, deneyim, daha iyi bir ilişki, daha güzele gitme ve kabullenme, sizin yaşamınıza ve geçmiş ilişkinize yeni bir bakış açısı getirecektir. Daha güvenli, daha keyifli... Eğer bunu böyle anlamlandırsanız karma harekete geçecek ve ‘daha iyi olmak’ için size daha iyileri sunar. Utanç olarak gördüğünüz ilişkiyi ‘daha güzel’ bir yaşantı için olduğunu görürseniz daha güzelleri karşınıza çıkar. Unutmayın, neyi düşünüyorsanız O'sunuz.
Eğer bunları yaşarsanız, işte o zaman size yukarıdaki soruları tekrar soracağım. Ve ilk verdiğiniz yanıttan çok daha farklı cevaplar verdiğinizi siz göreceksiniz.
Sevgi ve farkındalık ile kalın..
ESK

7 Mart 2012 Çarşamba

8 Mart.. Dünya Karılar Günü!!!!

Yarın 8 Mart Dünya Karılar Günü!!! Türkiye'de 'karı olmanın' dayanılmaz hafifliği ile yarını kutlayacağız!!!
Bütün Dünya'da olduğu gibi yine yarın da bireysel anlamda bir şeyler yapılacağı kesin. Belki bir çiçek alınacak anneye, sevgiliye veya sevdiğimiz bir kadına, belki güzel bir yemeğe gidilecek. Belki bunlar bile yapılmayacak kuru bir kutlama yapılacak. Hatta sadece kutlama SMS’i atılacak, sesleri bile duymadan, dokunmadan, hissetmeden geçip gidecek. Belki de bu bile olmayacak. Nasıl olsa kapitalist düzenin tüketim oyunu deyip geçilecek!
Toplumsal anlamda ise durum daha vahim olacak! Her yıl olduğu gibi yarın kutlanmayacak! Eğlenceler düzenlenmeyecek! Resepsiyonlar verilmeyecek! Partiler organize edilmeyecek! ‘Yeni Yıl’ gibi coşkulu, ‘Babalar Günü’ gibi naif ya da ‘Sevgililer Günü’ gibi sevgice karşılanmayacak!
Peki, ne olacak?
Toplumsal anlamda Karı Günü ‘şiddete maruz kalanlar’ ile anılacak. Bütün TV ler kadına şiddeti anlatacak, birçok reklamı ise bu temalar ile izleyeceğiz. 1 günlük acıma duygusu yaşayacağız, kalan 364 gün acıtacağız!
Bütün cümleler “Bugün 8 Mart Dünya Karılar günü ama…” diye başlayacak. 'Ama...' kelimesinden sonra yürekler dağlanacak ama sadece 1 günlük. Merak etmeyin! Korkmayın beyler!
Biz sevmeyi beceremedik aslında! Çünkü hor gördük, hor yaşattık. Uğur Mumcu’nun dediği gibi “Vurulduk Ey Halkım” der gibi ‘Vurduk!’, ‘Dövdük!’, ‘Savurduk ve attık!’
‘Erkek Egemen bir toplumuz’ dedik ama dilimizden ‘egemenlik, kayıtsız ve şartsız milletindir’ lafını düşürmedik! Milleti erkek belledik!
Dini kullanan yobazlar kız çocuklarını diri diri toprağa gömerdi yüz yıllar önce! Sonra yok saydılar kadını! Ayıpladılar.. Kimi zaman eşya gibi davrandılar. Bunun adına da 'dinimiz böyle emrediyor' dediler! Sorgulanamadı bile! Gariptir ki birçok kadın da bu din olgusunu iyice benimsedi, kanıksadı. Allah’ı 'erkek' bildik! Cennet’i 'huriler' ile süsledik. Yani cennet’i bile sapık bir mekana çevirdik.
Çoğu zamandır da kadın dendi mi cinsellik geldi akla! Seks objesi olarak anıldı. Tacizlere, tecavüzlere uğradı. Kendi olmayı becerememiş, insanlıktan yoksun pislik adamların sapıkça hayallerine maruz bıraktık. Kadına dokunana ceza vermedik, suç saymadık! Erkek olmayı sadece cinsel organı ile özdeştiren sapık bir toplum olduk! Saygıya çok değer Başbakanımız bile 'hadi 3 çocuk' diye inledi meydanlarda, yani erkeğe verdi mesajı aslında "belinize kuvvet!" edaları ile..
'Gücün' simgesini adaleler ile erkeklere yakıştırırken, kadına sadece 'doğurgan' olarak nitelendirdik. Başbakan 3 çocuk derken, bakanları ise 'en az' 3 çocuk vurgusunu hatırlattı. Başörtüsü takanı lanetledik, takmayanı dinsiz yaptık.. Yine de objesi kadın oldu hep.. Bütün yollar kadınlara çıkıyordu zaten!
Doğu’da kız çocuğu olan kadına karaktersiz gözü ile baktık, insandan saymadık kız çocuklarını ve okula göndermedik. Yabancıya gitmesin diye akrabalar ile zorla evlendirdik. Çocuğu olmayan kadını öldürdük ve daha çok doğurması için çalıştırmadık, daha daha çok doğurmaları için iki üç kadın aldık.. Bunu da farz kıldık! Soyun devamını sürdürmediği için ise hep yok saydık kadını!
Tabi ya! Yarın 8 Mart Dünya Karılar Günü.. Ben ise neler düşünüyorum!!!

ESK

Not: 'Karı' kelimesi sizi rahatsız etti ise bu yazı amacına ulaşmıştır...

14 Şubat 2012 Salı

Sevgilerin Günü kutlu olsun.

Biliyor musunuz, hayatta beynimiz olmasa sanırsam hiçbir şeyin değeri olmazdı. Kendimizin bile! Yani beynimizin herhangi bir şeye verdiği ‘anlam’ kadarız sadece. 'Öz'de ise hiçbir değeri yoktur o şeyin! Çünkü bizim ‘anlam’ımızdır o, bize göredir ve bizizdir. Biz yüceleştirir, biz küçültürüz.
Anlamlar farklıdır. Bazı anlamlar çok geneldir. Mesela kitap! Kitap denildiği zaman aklımıza genelde hep aynı şey gelir. Sayfalardan oluşan, içinde yazılar olan, kapağı, yayıncısı, sayfa numaraları ve yazarı olan bir nesne. Genelde herkes bu gibi tarifler yapar. Bu gibi örnekleri de çoğaltmak mümkün; bilgisayar, sinema, kalem, sokak, ufuk çizgisi, v.b. gibi. Hepsi bize daha önceden öğretilen ‘genel’ kavramlardır. Ve genellikle de bu kavramları kabul eder, hayatımızı buna göre kurarız. Bir müddet sonra araba kullanmak gibi olur bu süreç. Otomatikleşir yani. Ne zaman, ne söylemeniz gerektiğini bilir, ardında bir şey aramayız. Beynimiz ne anlaması gerektiğini bilir, zorlanmaz. Artık size 'kitap' dendiğinizde zihniniz ne yapması gerektiğini biliyordur.
Gelin görün ki bir de diğer bir anlam durumu var. Ruhumuzu etkileyen kavramlar var. Bu etki öyle derindir ki ‘anlam’ sadece sizin ile ilgilidir. Yani karşınıza Hz.Mevlana gelse ve size dese ki; bu kavramın tarifi budur, sizdeki etkisini çoğunlukla değiştiremez. O an belki inanırsınız ama daha sonra hayatın içinde karşılaştığınız bir olay o inandığınız kavramı değiştirir, yepyeni bir anlam katarsınız. Bu bazen çok güzeldir bazen de çok üzücü.
Bunların en büyüğü ‘aşk’ olsa gerek. Kimine göre ‘aşk’ tutkulu güzel bir duygu, insanı bir kuş misali alıp Everest’in zirvesine uçurur; kimine göreyse acı bir tecrübedir, yerin yedi kat dibine indirir. Bir kalp ağrısı ve ruhu sıkıştıran bir deneyimdir. Yani bir ‘kitap’ tanımı gibi değil 'aşk' ın tanımı...
Peki, neden bu durum böyle? Neden bir ‘kitap’ tarifi gibi sade ve genel değil ‘aşk’ ın tanımı?

İşte bu soru sormaya başladığınızda aydınlanma süreciniz başlar. İçsel bir yolculuk oluşur önünüzde. Gerçekten bu soruyu kendinize sorduğunuzda içinizdeki açılmayan kapıları açmaya başlarsınız. Nedenle birlikte nasıl diye de sorarsanız kendinize şaşırıp kalırsınız olacaklara. Yani nasıl oluyor da ‘kitap’ ve ‘aşk’ kavramlarında birisini sıradan kabul ederken diğerini her an değişken hissediyoruz?

Bunun sebebi elbette ki olaylara bakış açımız ve bir olaya bakarken ki yüklediğimiz anlamlar. O ana kadar ki edindiğiniz tüm deneyimleriniz olaylara anlamlar katıyor. Ve aslına bakarsanız neyi istiyorsak da onu yaşıyoruz hayatta. Beklentilerimizle de birlikte anlamlar katlanıyor. Beklenti çoğu zaman yoldan çıkarıyor bizi, sapıtıyoruz!
Pekiiiiiiiiiiii, bu anlamları değiştirebilir miyiz? Elbette değiştirebiliriz. Bunu deneyimleyen birisi olarak balçık gibi kendime yapışmış birçok kavramı temizledim hayatımdan. Zor mu oldu? Kolay olmadı diyebilirim ve hala bu yolculuktayım ama bu yolculuğa çıktığınızda bir müddet sonra göreceksiniz ki artık yolcu değil arabayı kullanan kişi olacaksınız. Kontrol sizde olmaya başlayacak ki bu sadece bir başlangıç!
Yapmamız gereken tek şey ‘inanç sisteminizi’ sorgulamanız ve yeniden tasarlamanız (bu adam delirmiş gibi bakmayın ekrana:) Size 'sır' veriyorum. Kimselere de demeyin sakın!). İnanç sisteminiz sizi siz yapan her şeydir! Aslında bu 'her şey'ler, 'kavramlar dünyası'ndan ibarettir. İşte bunu didiklemeye doğru şekilde başlar, kavramlar ve anlamlar üzerine değil de daha yüce bir bakış açısı ile olaylara bakarsınız bambaşka bir Dünya'da bulursunuz kendinizi. Bunu da ancak iç sesinizi dinleyerek öğrenebilirsiniz. Ama bu, öyle derin bir dinleme olmalı ki tüm benliklerden kurtulmalısınız. Zor değil bunu yapmak sadece istemek yeterli.
Kendi özünüze döndüğünüzde işte orada gerçekten size ait olan ‘aşk’ kavramının varlığını hissedersiniz. Arındırılmış, hiçbir anlam yüklenmemiş ve tertemiz. Öyle camdan falan da değil. Sapasağlam sarsılmaz bir şekilde bulursunuz. O zaman tekrardan inanmaya başlarsanız aşka! Aşkın gücüne. Bilirsiniz ki sevgiler aşkın nehrinde buluşur ve sevişirler.
Aşk'ın aslında hiç de size öğretilen ve yaşadığınız gibi bir kavram olmadığını anladığınızda ne yapacaksınız merak ediyorum :) Yani tıpkı ‘kitap’ kavramı gibi sade ve öz bir kavram olduğunu gördüğünüzde ne düşüneceğinizi bir düşünün. Şaşıracaksınız. Bugüne kadar size öğretilen öğretileri terkettiğinizde içiniz huzur ve güven ile dolduğunu göreceksiniz. O zaman sevgiye, sevgiliye daha yoğun hasret duymaya başlarsınız. Hele de sizin gibi birisini bulduğunuzda aşkın nehrine yolculuk başlar.

Bu özü bulmanızın en güzel yanı ise bundan sonra hayatınızda hiç kimse size zarar veremeyecek ve o kavramın anlamını değiştiremeyecek olması. Elbette üzüleceksiniz, hayal kırıklığına uğrayacaksınız ama artık karşınızdakine üzüntü duyacaksınız! Size zarar veremeyecek hiç kimse. Bu yolculukta bunun gibi tonla kavramların özünü bulup o özde onlar ile vakit geçirmenize vesile olacak. Her birine şaşkın şaşkın bakıp ben ne anlamlar yüklemişim diyeceksiniz. İşte o vakit yepyeni bir 'yaradılış anı' yaşayacaksınız. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Yaşadığınız ve gelişen olayları hayret ile de izleyeceksiniz.
İmkansız gibi mi geliyor? Yoksa çok mu zor? Ne dersiniz?
İmkansız gibi geliyor ise 'imkansız' dır. Zor olduğuna inanıyorsanız 'zor'dur. Unutmayın sınırları yaratan sizlersiniz. Buna ben değil Tanrı'da bir şey yapamaz! Bana sorarsanız imkansız diye bir şey yoktur. İmkansız sizin yarattığınız ve sizi sınırlandırdığınız bir anlamdır. Her şey mümkün.. İnanın..

Madem aşk'a yoğunca değindik size 1998 yapımı ‘Yan Odadaki Melodiler’ (Music From Another Room) filminden bir sahne anlatıp yazıma son vereceğim. Filmin bir sahnesinde daha önce hiç aşık olmamış kör bir kıza genç adam aşkın nasıl bir şey olduğunu anlatıyor:
“Yan odadan gelen bir melodi gibidir aşk… Melodiyi duyarsın ve farkına varmadan sen de mırıldanmaya başlarsın. Sonra araya dışarıdan geçen bir trenin sesi karışır, yan odadaki melodiyi duymaz olursun ama söylemeye devam edersin. Orada o melodinin çalmakta olduğunu bilir, kendi kendine söylersin… Sonra etraf yine sessizleşir, yan odadan gelen melodiyi yine duyarsın. Ve melodi ile aynı yerde olduğunu bulursun kendini. Aşk işte budur. Yan odadan gelen melodiye eşlik etmek ve onu duymasan bile çalmakta olduğunu bilmektir…”
Sevgiler Gününüz kutlu olsun!
ESK


6 Şubat 2012 Pazartesi

'Gençliğe Hitabe' neyi diyor?

Sevgili Okur,

Sayfamı tasarlarken "siyasi yazı ve görüş belirtmeme" ilkeme rağmen son günlerde gelişen hadiseler bu cümleleri bana yazdırıyor. Bilgi Esintileri bu toprakların esintisidir. Yüreği bu toprakların ruhu ile beslenir, büyür, gelişir...

Zira bu yazı aslında siyasi bir yazı da değildir. Bir ülke ve zihniyet meselesidir. Hepimiz bu topraklarda doğduk. Bu topraklarda doğmayan ama kendini bu ülkenin bir ferdi ilan edenler de aslında atalarının mirasını taşıyor nazarımca.. 

Bizler göçebe bir geçmişin mirasçılarıyız. Bu bizi 'birlik' olmaya iten ve birlikten güç doğduran yegane bir genetik özelliğimiz. Bu sebeple başarılar ile dolu bir tarihimiz var. Sürekli göçler ile Türkler, hayatlarını her zaman var etmişlerdir. Bunu yaparken birbirlerine olan bağlılık, saygı, paylaşımcılık, adil olma, örf ve gelenek gibi unsuları da içlerinde besleyerek Türk Kültürü'nü oluşturmayı bilmişlerdir. 

Mustafa Kemal, Selanik doğumlu olmasında rağmen bu göçebe ruhun "birlik" gücünü en iyi keşfetmiş ve ülkesinin bağımsızlık yolunda yokluktan var ederken bu unsurunu kullanmıştır. Bu sebep ile O'na Atatürk yani Türk'lerin Atası diyoruz!

Son yıllarda iktidardakiler dahil bir çok kesim Atatürk'ün Türk kavramına birlik olmuş! geçmişte daha önce hiç görülmemiş kadar saldırılarda bulunuyor, aslında Mustafa Kemal'e değil Türklere karşı bir tavır içinde olduklarını açıkça gösteriyorlar.

Peki şimdi size soruyorum; Mustafa Kemal bu kadar ileri görüşlü bir lider olmasına rağmen bu günleri görememiş miydi? Önlem alamamış mıydı?

Zannımca Mustafa Kemal bugünleri çok iyi sezmiş lakin her toplumun kaderini kendisinin belirlemesi gerektiği düşüncesi ile her hangi bir koruma, zorlama, dikta ettirme getirmemiştir. O gerekeni yapmıştır! Miras olarak da düşüncelerini bırakmıştır.

İşte tüm bunların ışığında gelin hitabeyi bir kez daha vurgular ile okuyalım.. Gelin son zamanlar Türk kavramına yapılan haince saldırıları düşünelim. Zamanın sağcı-solcu kavramını Türk-Kürt olarak yedirmeye çalışan güçleri, bu birlik gücümüzü hissettirerek alt edelim. Evlerinize, iş yerlerinize bu güzel hitabeyi asalım.. Yeni nesillere bu kavramın aslında iktidarın ve çeşitli güçlerin (medya ve kimi aydın görünüşlü kişiler hatta bu ülkeyi yönetenler dahil) 'ayrımcılık' olarak niteledikleri gibi olmadığını anlatalım. Gelin Mustafa Kemal ülküsünü her ortamda insanca, birlik içinde, saygıyla ve karşısındakileri kışkırtmadan, rencide etmeden ifade edelim.. Varsın onlar taş atsınlar.. Ne demiş Mustafa Kemal; "Taş kırılır, tunç erir ama Türklük ebedidir." ... "Ne Mutlu Türk'üm Diyene!


Ey Türk Gençliği!
Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların (kötü yürekliler) olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini (şartlarını) düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir (ortaya çıkabilir). İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili (temsilcisi) olabilirler. Cebren (zorla) ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten (şartlardan) daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet (sapkınlık) ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin (bir yeri idare eden devlet,ordu gibi)  siyasi emelleriyle tevhit edebilirler (birleştirebilirler). Millet, fakr ü zaruret (fakir ve sıkıntı) içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval (durum) ve şerâit (şartlar) içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! 

Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!


Mustafa Kemal Atatürk
20 Ekim 1927






ESK

'Beyin Gücü' geliştirmenin 32 farklı yolu!

Selamlar,
Normal şartlarda blog'umdaki yazıların özgün olmasına çok dikkat ediyorum. Bu sebep ile ekte yer alan önerilerin tamamı olmasada bir çoğu aldığım eğitimlerden derlediğim ve cümleleri, örnekleri, betimlemeleri bana ait olan yazılardır. İnternetten bulup deneyimlediğim bazı bilgileri de ekledim.. Hadi şimdi Beyin Gücü'nüzü nasıl arttıracağınıza bakalım..


Unutmayın ki uygulamadan yapılan hiç bir önerinin size faydası olmayacaktır. Uyguladığınız ve sebat ettiğiniz sürece sonuçlarını çok kısa sürede göreceksiniz.


































5 Şubat 2012 Pazar

Evanescence - What You Want

Amy Lynn Lee
Amy Lynn Lee, 1981 doğumlu  ve Kaliforniya'lıdır. Grammy ödüllü rock grubu Evanescence'ın kurucusu ve vokalistidir. Şarkıcılığının ve şarkı yazarlığının yanı sıra klasik müzik eğitimli bir piyanisttir.

Lee'nin tarzı Viktoryan tarzı kıyafetleri ile ve gothic makyajı ile hemen göze çarpar. Aynı zamanda giydiği kıyafetlerden bazılarını da kendisi tasarlamıştır.

The Open Door'daki tüm parçalar kötü bir ilişki sonrasında Amy Lee'nin geçirdiği depresyon sürecinde, sanatçının kendisi tarafından yazıldı. 6 ay süren bu depresyon boyunca psikiyatristiyle randevularına gitmek dışında evden çıkmayan Lee, "Good Enough" isimli parçayla bu dönemi noktaladı. Aslında bu şarkıyı albüme eklemek gibi bir düşüncesinin olmadığını, şarkı tamamlanınca albümdeki hüzünlü havayı mutlu sonla yok edebileceğini farkettiğini söyledi.

9 Ocak 2007 de MuchMusic'in bir kaydı sırasında Lee, önceki gece nişanladığını söyledi. Ardındanda eVThreads.com'da uzun süredir arkadaşı olan terapist Josh Hartzler'dan evlenme teklifi aldığını söyledi. Ayrca başka bir röportajında da "Bring Me To Life" ve "Good Enough" adlı şarkıları yazarken ondan ilham aldığını belirtti. İkili 6 Mayıs 2007'de dünyaevine girdi.

-----------------------------------------------------------------------

Gelelim şarkının sözlerine* Sözlerin yorumunu size bırakıyorum..


* Sözlerin Türkçe düzenlemesini değerli dostum Volkan ÇEVİK yapmıştır. Daha doğrusu bana bu şarkının farkındalığını yaşatan da kendisidir. Bu parçayı dinlemiş ve geçen gece uzun bir sohbetimizde aslında aynı konuları konuştuğumuz aklına gelmiş. Paylaşmak istemiş.. Bu sayfayı kendisine ithaf ediyorum..




Evanescence - What You Want


Do what you what you want, if you have a dream for better 
İstediğini, istediğini yap, daha iyisi için bir hayalin varsa 
Do what you what you want till you don't want it anymore 
İstediğini, istediğini yap, istemeyene kadar 
remember who you really are
Kim olduğunu hatırla
Do what you what you want, your world's closing in on you now 
İstediğini, istediğini yap, dünyan seni kuşatıyor 
it isn't over
Daha bitmedi
Stand and face the unknown 
Ayakta dur ve bilinmeyenle yüzleş 
got to remember who you really are
Kim olduğunu hatırlamalısın
Every heart in my hands like a pale reflection 
Ellerimdeki her kalp solgun bir yansıma gibi 

Hello, hello remember me? 
Merhaba, merhaba, beni hatırladın mı? 
I'm everything you can't control 
Kontrol edemediğin her şeyim ben 
Somewhere beyond the pain there must be a way to believe we can break through 
Acının ötesinde bir yerde kurtulabileceğimize inanmanın bir yolu olmalı 

Do what you what you want, you don't have to lay your life down 
İstediğini, istediğini yap, hayatını feda etmek zorunda değilsin 
it isn't over
Daha bitmedi
Do what you what you want till you find what you're looking for 
İstediğini, istediğini yap, aradığın şeyi bulana kadar 
got to remember who you really are
Kim olduğunu hatırlamalısın
But every hour slipping by screams that I have failed you 
Ama kayıp giden her saat seni yüz üstü bıraktığımı bağırıyor 

Hello, hello remember me? 
Merhaba, merhaba, beni hatırladın mı? 
I'm everything you can't control 
Kontrol edemediğin her şeyim ben 
Somewhere beyond the pain there must be a way to believe 
Acının ötesinde bir yerde inanmanın bir yolu olmalı 
Hello, hello remember me? 
Merhaba, merhaba, beni hatırladın mı? 
I'm everything you can't control 
Kontrol edemediğin her şeyim ben 
Somewhere beyond the pain there must be a way to believe 
Acının ötesinde bir yerde inanmanın bir yolu olmalı 

There's still time 
Hâlâ zaman var 
Close your eyes 
Gözlerini kapa 
Only love will guide you home 
Sadece sevgi seni eve götürecek 
Tear down the walls and free your soul 
Duvarları yık ve ruhunu serbest bırak 
Till we crash we're forever spiraling down, down, down, down 
Yere çakılana kadar daima döne döne düşeceğiz aşağı, aşağı, aşağı, aşağı 

Hello, hello, it's only me 
Merhaba, merhaba, sadece benim 
Infecting everything you love 
Sevdiğin her şeye hastalık bulaştırıyorum 
Somewhere beyond the pain there must be a way to believe 
Acının ötesinde bir yerde inanmanın bir yolu olmalı 
Hello, hello remember me? 
Merhaba, merhaba, beni hatırladın mı? 
I'm everything you can't control 
Kontrol edemediğin her şeyim ben 
Somewhere beyond the pain there must be a way to learn forgiveness 
Acının ötesinde bir yerlerde merhameti öğrenmenin bir yolu olmalı 

Hello, hello remember me? 
Merhaba, merhaba, beni hatırladın mı? 

I'm everything you can't control 
Kontrol edemediğin her şeyim ben 

Somewhere beyond the pain there must be a way to believe we can break through 
Acının ötesinde bir yerde kurtulabileceğimize inanmanın bir yolu olmalı 

Remember who you really are
Kim olduğunu hatırla
Do what you, what you want 
İstediğini, istediğini yap

Farkında Olmalı İnsan - Can Yücel

Bu blog her ne kadar benim deneyimlerimi barındırsa da hayatımda etkilendiğim sözler, şiirler, cümleler, filmler, müzikler, fotoğraflar ile de süslenecek.


Bu nedenle kendime dünya görüşü olarak en yakın bulduğum kişilerden birisi Can Yücel ve O'nun şiirleridir. Ben O'na "Can Baba" demeyi daha uygun buluyorum. Yaşadıkları ve yaşattıkları ile istediğim bir Dünya'nın profilini en iyi çıkartan kişilerdendir Can Baba! Yazdığı şiirler, söylediği sözler ve dizelere dökülen o kelimelerle bir ruhun güzelliğini öyle güzel yansıtmıştır ki; okuduğum zamanlar bazen öylece sözcüklere bakakalıyorum. "Ne derin anlam" diyorum.. 


Ruhu Şad Olsun! 

Gelin şimdi en sevdiğim şiirlerinden birini tane tane okuyalım ve keyifli an'lar yaşayım! Şiiri, biraz düşünmeye fırsat vermek için, boşluk bırakarak yazmak istedim. Belki derinlerdeki anlamı daha iyi anlayabiliriz.. / Erol Serhat Kuseyri


------------------------------------------------------------


FARKINDA OLMALI İNSAN


Kendisinin, hayatın olayların, gidişatın farkında olmalı..
Farkı fark etmeli, fark ettiğini de fark ettirmemeli bazen..


Bir damlacık sudan nasıl yaratıldığını fark etmeli!


Anne karnına sığarken Dünya'ya neden sığmadığını ve en sonunda bir metre karelik yere nasıl sığmak zorunda kalacağını fark etmeli!


Şu çok geniş görünen Dünya'nın, ahirete nispetle anne karnı gibi olduğunu fark etmeli!


Henüz bebekken ‘Dünya Benim!’ dercesine avuçlarının sımsıkı kapalı olduğunu, ölürken de aynı avuçların ‘Her Şeyi Bırakıp Gidiyorum İşte!’ dercesine apaçık kaldığını fark etmeli!


Ve kefenin cebinin bulunmadığını fark etmeli!


Baskın yeteneğini fark etmeli sonra!


Azrail'in her an sürpriz yapabileceğini, nasıl yaşarsa öyle öleceğini fark etmeli insan! Ve ölmeden evvel ölebilmeli!


Hayvanların yolda kaldırımda çöplükte ama kendisinin güzel hazırlanmış mükellef bir sofrada yemek yediğini fark etmeli!


Eşref-i Mahlukat (Yaratılmışların en güzeli) Olduğunu fark etmeli! Ve O'na göre yaşamalı. 


Gülün hemen dibindeki dikeni, dikenin hemen yanı başındaki gülü fark etmeli!


Evinde 4 kedi 2 köpek beslediği halde çocuk sahibi olmaktan korkmanın mantıksızlığını fark etmeli!


Eşine ‘Seni Çok Seviyorum!’ demenin mutluluk yolundaki müthiş gücünü fark etmeli!


Dolabında asılı 25 gömleğinin sadece üçünü giydiğini ama arka sokaktaki komşusunun o beğenilmeyen gömleklere muhtaç olduğunu fark etmeli!


Zenginliğin ve bereketin, sofradayken önünde biriken ekmek kırıntılarını yemekte gizlendiğini fark etmeli!


Fark etmeli!


Ömür dediğin üç gündür,
Dün geldi geçti, yarın meçhuldür,
O halde ömür dediğin bir gündür,O da bugündür.


Can Yücel